--------------------------------------------------------------------------------





ANASAYFA ARŞİV RSS HAKKIMDA

KATEGORİLER

  • resimler
  • SON YAZILARIM

    Başlıksız
    NAAT(ARİF NİHAT ASYALI)
    mevlid kandli
    İBRET VERİCİ OLAY
    PEYGAMBERİMİZ GELSE

    DİĞER SİTELERİM

    http://www.ankebut.net/
    http://www.huzurpinari.com
    http://www.dinimizislam.com
    http://www.islamkent.com/
    http://www.islamgemisi.com/
    http://www.sorularlaislamiyet.com/
    http://agri.meb.gov.tr/agsis_web/index.htm
    www.islamiyet.gen.tr/
    http://www.umutfm.com/

    ARKADAŞLARIM
      • tebessum57
      • mavioda
      • furkanasilozkaya
      • asucan
      • TILLSIM
      • zehirliok
      • 01maz
      • yeniirmak
      • hilal17
      • mustafayaylacik
      • kemalsunalvideolari
      • serseriprensess
      • ayseyaman
      • papatya26
      • ciceklerrr
      • mevlana1
      • mecmua
      • ilksen16
      • thebloodyend
      • mevlana2
      • ADEM1
      • ahavi
      • adigebatur
      • hidayetsaati
      • 93busra
      • havva
      • ekim2001
      • aise
      • Allame
      • bismihu
      • gullistan
      • yay45
      • kabenuru
      • yorgun1307
      • seyahlar
      • yesimece
      • islamnuru
      • gitaristmerve
      • kiriktesti
      • mns27
      • birdirbir
      • d8
      • ayallahim
      • kalbinur
      • elz
      • harunyahya23
      • 02323
      • nuryuzlum17


    Google


    2/5/2008<>

    1. Horizontal Rule
    0 yorum :: link


    { Sayfa 1 of 8 }
    <- Önceki Sayfa : : Sonraki Sayfa ->

    HTMLKODLAR ile düzenlendi

    netkitap.com

    NAAT(ARİF NİHAT ASYALI)


    26/3/2008<>

    24-05-2007 

    NAAT

    Seccaden kumlardı..

    ................................

    ................................

    Devirlerden, diyarlardan

    Gelip, göklerde buluşan

    Ezanların vardı!.

     

    Mescit mümin, minber mümin...

    Taşardı kubbelerden tekbir,

    Dolardı kubbelere “amin”..

     

    Ve mübarek geceler dualarımız;

    Geri gelmeyen dualardı...

    Geceler ki pırıl pırıl

    Kandillerin yanardı..

     

    Kapına gelenler ya muhammed,

    - uzaktan, yakından –

    Mümin döndüler kapından...

     

    Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;

    İki dünyada aziz ümmet,

    Muhammed ümmetiydi...

     

    Konsun – yine - pervazlara

    Güvercinler,

    “hu hu” lara karışsın

    Aminler,

    Mübarek akşamdır;

    Gelin ey fatihalar, yasinler...

     

    Şimdi seni ananlar,

    Anıyor ağlar gibi...

    Ey yetimler yetimi,

    Ey garipler garibi;

    Düşkünlerin kanadıydın

    Yoksulların sahibi..

    Nerde kaldın ey resul,

    Nerde kaldın ey nebi!..

     

    Günler ne günlerdi, ya

    Muhammed!..

    Çağlar ne çağlardı;

    Daha dünyaya gelmeden

    Müminlerin vardı...

    Ve bir gün ki gaflet

    Çöller kadardı,

     

    Halime’nin kucağında,

    Abdullahın yetimi,

    Amine’nin emaneti ağlardı..

     

    Hatice’nin goncası

    Aişe’nin gülüydün..

    Ümmetin göz bebeği

    Göklerinresulüydün..

    Elçi geldin, elçiler gönderdin;

    Ruhunu Allah’a; elini ümmetine verdin,

    Beşiğin, yurdun, yuvan

    Mekke’de bunalırsan;

    Medine’ye göçerdin..

    Biz,

    Bu dünyadan nereye

    Göçelim ya muhammed!

    Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet

    Altın devrini yaşıyor...

    Diller, sayfalar, satırlar

    “ebu leheb öldü” diyorlar;

     

    Ebu leheb ölmedi ya muhammed!

    Ebu cehil; kıt’alar dolaşıyor...

     

    Neler duydu şu dünyada

    Mevlidine hayran kulaklarımız;

    Ne adlar ezberledi ey nebi!

    Adına alışkın dudaklarımız..

    Artık yolunu bilmiyor,

    Artık yolunu unuttu

    Ayaklarımız

    Kabene siyahlar

    Yakışmamıştır ya muhammed!

    Bugünkü kadar!

     

    Hased gururla savaşta;

    Gurur; kaf dağında derebeyi..

     

    Onu da yaralarlar kanadından

    Gelse bir şefkat meleği..

    İyiliğin türbesine,

    Türbedar oldu iyi..

    Vicdanlar sakat

    Çıkmadan ya muhammed yarına!

    İyilikler getir, güzellikler getir

    Adem oğullarına...

     

    Şu gördüğün duvarlar ki

    Kimi taiftir, kimi hayberdir...

    Fethedemedik ya muhammed

    Senelerdir...

     

    Ne doğruluk, ne doğru;

    Ne iyilik, ne iyi;

    Bahçende en güzel dal,

    Unuttu yemiş vermeyi...

    Günahın kursağında

    Haramların peteği..

     

    Bayram yaptı yabanlar

    Semave’yi boşaltıp;

    Save’yi dolduranlar

    Atını hendeklerden – bir atlayışta –

    Aşırdı aşıranlar..

    Ağlasın yesrib!

    Ağlasın selmanlar...

     

    Gözleri perdeleyen toprak,

    Yüzlere serptiğin topraktı...

    Yere dökülmeyecekti ey nebi!

    Yabanların gözünde kalacaktı!

     

    Konsun – yine - pervazlara

    Güvercinler,

    “hu hu” lara karışsın

    Aminler,...

    Mübarek akşamdır;

    Gelin ey fatihalar, yasinler...

     

    Ne oldu ey bulut,

    Gölgelediğin başlar?

    Hatırında mı ey yol,

    Bir aziz yolcuyla

    Aşarak dağlar, taşlar

    Kafile kafile, kervan kervan

    Şimale giden yoldaşlar....

     

    Uçsuz bucaksız çöllerde

    Yine izler gelenlerin;

    Yollar gideceklerindir....

     

    Şu tekbir getiren mağara,

    Örümceklerin değil;

    Peygamberlerindir, meleklerindir.

     

    Örümcek ne havada

    Ne suda, ne yerdeydi

    Hakkı göremeyen

    Gözlerdeydi

     

    Şu kuytu cinlerin mi, perilerin yurdu mu,

    Şu yuva ki bilinmez;

    Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi

    Kumru mu..

    Kuşlarını bir sabah,

    Medine’ye uçurdu mu..

     

    Ey abva’da yatan ölü,

    Bahçende açtı dünyanın

    En güzel gülü;

    Hatıran uyusun çöllerin,

    Ilık kumlarıyla örtülü..

     

    Dinleyene hala

    Çöller ses verir....

    Yaleyl, susar,

    Uğultular gelir...

    Mersiye okur uhud,

    Kaside söyler bedir;

    Sen de bir hac günü

    Başta muhammed, yanında

    Ebu bekir,

    Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü,

    Destan yap ey şehir!

     

    Konsun – yine - pervazlara

    Güvercinler,

    “hu hu” lara karışsın

    Aminler,...

    Mübarek akşamdır;

    Gelin ey fatihalar, yasinler...

     

    Vicdanlar sakat

    Çıkmadan ya muhammed yarına!

    İyiliklerle gel, güzelliklerle gel

    Adem oğullarına...

     

    Yüreklerden taşsın

    Yine imanlar!

    Itri, bestelesin tekbirini;

    Evliya okusun kur’anlar..

    Ve kur’anı göz nuruyla çoğaltsın

    Kayışzade osmanlar...

     

    Na’tını galib yazsın, mevlidini

    Süleymanlar..

    Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle

    Geri gelsin sinanlar..

    Çarpılsın, hakikat niyetine

    Cenaze namazı kıldıranlar!

     

    Gel ey muhammed!

    Bahardır

    Dudaklar ardında saklı

    “amin”lerimiz vardır..

    Hacdan döner gibi gel..........

    Miraçtan iner gibi gel...........

    Bekliyoruz yıllardır!

     

    Bulutlar kanat, ruzgar kanat;

    Hızır kanat, cibril kanat,

    Nisan kanat, bahar kanat;

    Ayetlerini ezber bilen,

    Yapraklar kanat...

     

    Açılsın göklerin kapıları

    Açılsın perdeler, kat kat..

    Çöllere dökülsün yıldızlar,

    Dizilsin yollarına

    Yetimler, günahsızlar..

    Çöl gecelerinden yanık

    Türküler yapan kızlar

    Sancağını saçlarıyla dokusun;

    Bilal-i habeşi sustuysa;

    Ezanlarını davud okusun!

     

    Konsun – yine - pervazlara

    Güvercinler,

    “hu hu” lara karışsın

    Aminler,...

    Mübarek akşamdır;

    Gelin ey fatihalar, yasinler...

     

    Arif Nihat Asya

     

    0 yorum :: link


    { Sayfa 1 of 8 }
    <- Önceki Sayfa : : Sonraki Sayfa ->

    HTMLKODLAR ile düzenlendi

    netkitap.com

    mevlid kandli


    19/3/2008<>

                    KANDİLİNİZ    MÜBAREK     OLSUN                                                                                                                                                                       

    0 yorum :: link


    { Sayfa 1 of 8 }
    <- Önceki Sayfa : : Sonraki Sayfa ->

    HTMLKODLAR ile düzenlendi

    netkitap.com

    İBRET VERİCİ OLAY


    3/7/2007<>

    Uzun yıllar oldu Osmanlı Ordusu’nun Kudüs’ten çekilmesi. Bizler o zamandan beri Kudüs’ten uzak kaldık. Uzun yıllar Osmanlı egemenliği altında huzur içinde yaşanan Kudüs’ü sanki unuttuk. Geçmişten gelen bağlarımızı hatırlamadan. Mescid-i Aksa ve son günlerde hız kazanan yahudinin O’nu yıkma gayretleri ve bizim sağırlığımız.

    Şimdi Iğdırlı Hasan Onbaşı’nın hayat hikayesinden bir kesiti İlhan Bardakçı’nın kaleminden okuyarak tekrar o günlere dönelim istedim:

    Mevki Kudüs. Mekân Mescid ül Aksa, Tarih 21 Mayıs 1972 Cuma. Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek makamı dolaşıyoruz.

    Kudüs Kapalı Çarşısı’nda rüzgâr gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid ül Aksa’nın önüne kavuşturur. Mirac mucizesinin soluklanıldığı ilk Kıble’mize yani… Hemen oracıkta, ilk avlu vardır ki, hâlâ bizim lâkabımızla anılır. “12 bin şamdanlı avlu” derler oraya. Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs’ü devlete katmıştır da, ortalık kararmıştır. Yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve bütün ordu beraber. Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan… O isim oradan kalmadır. Sekiz on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes Mescid’in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız.

    Onu o merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın bir boy… İskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip giysi… Palto?.. Hayır, kaput, pardösü veya kaftan?.. Değil. Öyle bir şey, işte.

    Başındaki kalpak mı, takke mi, fes mi? Hiçbsirisi değil. Oraya dimdik, dikilmiş. Yüzüne baktım da, ürktüm. Hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi. Yüz binlerce çizgi, kırışık ve kavruk bir deri kalıntısı.

    Yanımda İsrail Dışişleri Bakanlığı Daire Başkanı Yusuf var. Bizim eski vatandaşımız. İstanbullu. “Kim bu adam?” dedim.

    Lâkaydi ile omuz silkti. “Bilmem.” diye cevap verdi. “Bir meczup işte. Ben bildim bileli, yıllardır burada dururmuş. Çakılı gibi, hâlâ duruyor ya… Kimseye bir şey sormaz. Kimseye bakmaz, kimseyi görmez.”

    Kan mı çekti nedir?

    Nasıl, neden, niçin hâlâ bilmiyorum. Yanına vardım. Türkçe “Selâmünaleyküm baba.” dedim.

    Torbalanmış göz kapaklarının ardında sütrelenmiş gibi jiletle çizilmişçesine donuk gözlerini araladı. Yüzü gerildi. Bana, bizim o canım Anadolu Türkçemizle cevap verdi:

     - Aleykümüsselâm oğul…

    Donakaldım. Ellerine sarıldım, öptüm öptüm…

     - Kimsin sen, baba? dedim.

    Anlattı ki, ben de size anlatacağım.

    Ama evvelâ biliniz. O canım Devlet (Osmanlı) çökerken, biz Kudüs’ü 401 yıl 3 ay 6 günlük bir hakimiyetten sonra bırakırız. Günlerden 9 Aralık 1917 Pazar günüdür. Tutmaya imkân yok. Ordu bozulmuş, çekiliyor, Devlet, zevalin kapısında. İngiliz girinceye kadar geçen zaman içinde yağmalanmasın diye oraya bir artçı bölük bırakırız. Âdet odur ki kenti zapteden galip, asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmaz.

    Anlattı, dedim ya. Gerisini tamamlayayım.

     - Ben, dedi, Kudüs’ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğünden…

    Sustu. Sonra, elindeki silahın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi zımbaladı:

     - Ben, o gün buraya bırakılmış 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan’ım…

    Yarabbi. Baktım, bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı, öpülesi sancak gibiydi…

    Ellerine bir kerre daha uzandım. Gürler gibi mırıldandı:

     - Sana, bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi?
     - Elbette, dedim, buyur hele…

    Konuştu:

     - Memlekete avdetinde (dönüşünde) yolun Tokat Sancağı’na düşerse… Git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (Önyüzbaşı) Musa Efendi’yi bul. Ellerinden benim için bus et (öp). Ona de ki…

    Sonra, kumandanı olduğu takımın makinelisi gibi gürledi:

     - O’na de ki, gönül komasın. Ona de ki, “11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Tekmilim tamamdır kumandanım. dedi” dersin…
    Öleyazdım.

    Sonra yine dineldi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından, dört bin yıllık Peygamber Ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi. Ufukları gözlüyordu. Nöbetinin başında idi. Tam 55 yıl kendisini unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen devletine küsmemişti.

     

    0 yorum :: link


    { Sayfa 1 of 8 }
    <- Önceki Sayfa : : Sonraki Sayfa ->

    HTMLKODLAR ile düzenlendi

    netkitap.com

    PEYGAMBERİMİZ GELSE


    15/6/2007<>

     

     

    PEYGAMBERİMİZ GELSE

    Eğer bir gün peygamber ziyaretimize gelse, yalnızca bir kaç günlüğüne.
    Aniden çalsa kapımızı, doğrusu merak ediyorum neler yapacağımızı.
    Ama biliyorum böylesi şerefli bir konuğa evimizin en güzel odasını açacağımızı.
    Yemeklerimizin en iyisini sunacağımızı.
    Ve inandırmaya çalışacağımızı,
    onu evimizde görmekten dolayı duyduğumuz hazzı
    Ama söyleyin bana,
    Peygamberi evinize doğru gelirken gördüğünüzde, onu kapıda mı karşılayacaksınız.
    Yoksa onu içeriğe davet etmeden önce,
    o sabah aldığınız gazeteleri dergileri çabucak toplayıp kanepenin altına mı atacaksınız.
    Peki, açık mı bırakacaksınız pembe dizi oynayan televizyonunuzu.
    Kim bilir belki de ağzımızdan hiç çıkmamış olmasını dilerdik,
    Gün içinde ediverdiğimiz bir sürü yalan ve hakaret.
    Peki ya kasetlerimizi, hızlı müziklerimizi, yeni çıkan starların son albümlerini de ortalıktan kaldıracak mıyız bir çırpıda.
    Belki de onların yerine raflarda yıllardır boynu bükük bekleyen kitaplardan mı serpiştireceğiz ortalığa.
    Peki, hemen evimize girmesine izin verecek miyiz,
    Yoksa ne olur bir dakika diye yalvararak kapıda hangisini kaldırayım, neyi yok edeyim nasıl gizliyiyim diye koşuşturacak mıyız evimizin içinde bin bir telaşla.
    Merak ediyorum eğer peygamber bir kaç günlüğüne bizimle birlikte yaşasa
    Yapmaya devam eder miyiz her zaman yaptığımız işleri.
    Mesela götürebilecek miyiz yanımızda her gittiğimiz mekâna, onu da?
    Tanıştırmaktan onur duyacak mıyız, en yakın arkadaşlarımızla?
    Şöyle diyelim ya da, o gelince bir kaç günlüğüne değişmeli mi hayatımız ve planlarımız?
    Şimdi söyleyelim birbirimize açık yüreklilikle,
    Kalmasını ister miyiz hayatımızın sonuna kadar bizimle?
    Yoksa rahat bir nefes mi alırız, ziyareti bitip çabucak gidiverdiğinde?
    Gerçekten bilmek ilginç olabilirdi değil mi?

    Eğer bir gün peygamber aniden ziyaretimize gelse, yapacağımız şeyleri?

     

    0 yorum :: link


    { Sayfa 1 of 8 }
    <- Önceki Sayfa : : Sonraki Sayfa ->

    HTMLKODLAR ile düzenlendi

    netkitap.com




    Daha fazla bilgi yarışması için buraya tıklayın


    Fare İmleçleri kodları

    htmlkodcenneti Glitter kodlar